iletişim teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletişim teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2013 Cumartesi

WESTLEY VE MACLEAN’İN KAVRAMSAL MODELİ

Westley ve Maclean
• Newcomb’un ABX modelinin geliştirilmişidir. Bu uyarlama yazarların kitle iletişimi ile kişilerarası
iletişim arasında temel farklılıkları algılamasına dayanır. Bu farklılıklar:
• - Kitle iletişiminde geribeslemenin çok az oluşu ya da ertelendiği gerçeği
• - Herhangi bir bireyin (B) (izleyici olarak) yöneleceği ve arasından seçmek zorunda olduğu daha fazla
sayıda A’ların (alternatif kitle iletişim araçları) ve X’lerin (Çevredeki objeler) olması.
• Model, enformasyon kaynağının, A’nın B ile iletişim kurmak üzere karmaşık X’ler arasından
seçim yapma eylemini gösterir. Buna ek olarak B, herhangi bir X’i doğrudan algılayabilir ve
geribesleme hattı ile (FBA) cevap verebilir. Böyle bir durum enformasyonun bir bireyden
diğerine verildiği veya birey tarafından uzman kaynaklara başvurulduğu kişilerarası iletişimde
bilinen bir durumu temsil eder.
• İkinci değişiklik ek bir öğeyi, kanalın rolü olan C’yi içerir. C, burada kitle iletişimcinin yerine geçmiştir. Bu ek rol, A ve B arasındaki çevre hakkında gönderilerin iletiminde «eşik bekçisi»
vazifesi görür.
• Bu düzenlemede A toplumda bir kaynak, B toplumun bir üyesi yerine geçer. Kanalın rolü B’nin gereksinimleri tarafsız bir şekilde yorumlayan daha sonra anlamı ortak bir simgeler sistemine
dönüştürüp (kodlama) kanal veya araç yoluyla B’ye gönderler iletmek olarak anlaşılır.
• Modelde Temel Bileşenler:
• X: Toplumsal bir çevrede, herhangi bir olay veya obje. Bu olay ve objeler hakkındaki iletişim, kitle iletişim araçlar (Örneğin fiyat değişiklikleri, siyasal krizler, seçim sonuçlar vs.) vasıtasıyla gerçekleşir.
• A: «Savunan» rolü olarak tanımlanır. X’ler hakkında kamuya söyleyecek bir şeyi olan birey ve kurumların durumuna karşılık gelir. Politikacılar veya reklamcılar ya da haber kaynakları olabilirler. «Savunan» terimindeki sayıltı, A’ların amaca sahip iletişimciler olmalarıdır.
• C: Kitle iletişim kurumu veya bu kurumdaki bireydir. İzleyicinin ilgi ve gereksinimlerine uygunluk kriterine göre izleyiciye ulaşan kanala giriş için A’ların arasından seçim yapar. B ile iletişim kurmak üzere doğrudan X’ler arasından da seçimde bulunabilirler. C’nin rolünün bir yönü de A’nın olduğu
gibi B’nin gereksinimlerinde de aracısı olmaktır. Temelde bu rol amaçsızdır. B’nin gereksinimlerini karşılamak olan genel amacının dışında iletişime yönelik bir amacı yoktur.
• B: İzleyici veya davranışçı rolü temsil eder. Çevreye yönelim veya enformasyon alma
ihtiacında olan birey veya grup, hatta toplumsal sistemin yerine geçebilir.
• X’: Kanala ulaşmak üzere iletişimci (C) tarafından yapılan seçimdir. X’’ izleyicilere
iletmek üzere kitle iletişim kurumunun değiştirdiği şekliyle gönderidir.
• fBA: Kamunun (B) bir üyesinden esas kaynağa (A) geribeslemesidir. Geribesleme
örneğin siyasal bir partiye oy veya bir ürünün satın alınması şeklinde olabilir.
• fBC: Doğrudan ilişki veya izleyici araştırmaları yoluyla bir izleyici üyesinden iletişim
örgüte iletilen geribeslemedir. Zamanla bu geribesleme (C) açısından gelecekte
yapılacak seçimleri ve iletileri yönlendirir.
• fCA: İletişimciden savunana geribeslemedir. (A)’nın iletişime dair çabasını
cesaretlendirir, değiştirir veya reddetmesine neden olur.
• X3C vs. kitle iletişim örgütü tarafından X’lerin arasında yapılan gözlemlerin yerine geçer.
Örneğin bir muhabirin görgü tanıklığı.
• Model kitle iletişim sürecinin bazı belirgin, farklı yönlerine dikkat çekmede önemlidir.
• 1. Seçimin yapıldığı birkaç evre: Uzman veya gerçek fikir öncüleri olabilen savunanların
çevrenin çeşitli yönleri arasından yaptığı seçim kitle iletişimcilerin savunanlar arasından
yaptığı seçim, kitle iletişimcilerin gerçek dünyanın olay veya objeleri arasından yaptığı seçim
izleyicilerin iletişimcilerce iletilen gönderiler arasından yaptığı seçim
• 2. C rollerinin çeşitliliğinden kaynaklanan sistemin kendi kendini düzenleyici niteliği. Bu
nitelik uygun mesajlar için beğenim gereksinimlerini karşılamayı garanti etmelidir. Çünkü ilgi
için C’ler arasında oluşan rekabet gerçekliğin doğru iletildiğini garantilemek zorundadır.
• 3. Kitle iletişiminde meydana gelen iki iletişim amaçlı ve amaçsız iletişim arasındaki farklılık. Amaçlı iletişim burada öncelikle savunana rolüyle temsil edilir. A’nın X ile ilgili olarak amaçsız iletişimde  bulunması halinde A yalnızca bir diğer X olur. Bu modelde C’nin eylemlerinin genelde amaçsız olduğu düşünülür. Daha önceki modeller yönsüz iletişim gibi sıklıkla karşılaşılan bir duruma yer vermemiştir.
• 4. Çoğunlukla izleyiciden (B) ya A’ya veya C’ye iletilen geribesleme önemi. Model kapsamında geribesleme (veya geribesleme tepkilerinin olmamasının) önemi. Model kapsamında geribesleme
katılımcılar arasındaki sistematik ilişkiyi sağlamaya yardımcı olur.
• 5. Model bir tarafta A veya X ile, diğer tarafta B arasındaki bağların yalnızca bir C’nin tekeline alınmadığı durumları göstermeyi amaçlar. B’nin A ile başka dolaysız bağları olabillir. ( Örneğin bir örgüte üyelik aracılığıyla) ve X ile dolaysız deneyimi olabilir. (Örneğin fiyat artışı-Hava durumunda değişiklik)
Modelin Uygulamaları
Amaç: özellikle kitle iletişimci veya iletişim örgütü hakkında araştırmaya yönelik soru sormaya yardımcı olmak.
Örn: C rollerini işgal edenlere uygun nitelikler nelerdir? C’ler birbirlerinden ne kadar bağımsızdır? X’lere veya A’lara ulaşmak için C ne gibi kriterler uygulamalıdır? B’nin gereksinimleri ne derece yerinde yorumlanmaktadır. İletişim zincirinde C pozisyonundan geçerken X’lerle ilgili gönderiler ne gibi değişikliğe uğramaktadır.
Örn: 1970 Blumler İngiltere politikacılar televizyon yayıncıları seçmenler arasındaki ilişkiler.
- Savunan (A) rolü televizyon kullanarak seçmenlere (B rolü) ulaşmak isteyen isteyen politikacınınkiyle (C) eşittir.
- Gerilim öğeleri mevcuttur: Aracın kullanımı sınırlanmalıdır ve yayıncıların kamuyu memnun etme, kamuya hizmet etme isteğiyle seçmenlere ulaşmanın bir kanalı olan televizyon üzerindeki farklı siyasal talepler arasında potansiyel bir çatışma vardır.
• Siyasal iletişim aracaı olarak televizyon ile, yine televizyonun aynı zamanda yalnız siyasal olmayan,
kamunun eleştiri kaynağı olan ve kamunun çıkarlarına yön veren bir kaynak olmasına yönelik halkın
beklentisinin artmasıyla gerginlik büyümüştür.
• Çatışma A ile C arasında odaklanmıştır.
• Bu çatışma, kamu yayın sistemlerinde yayıncıların bağımsızlık isteğiyle siyasal sistem yoluyla kamuya karşı duydukları geleneksel sorumluluk arasndaki çatışma ile daha da artmıştır (TRT’nin politize olması)
• Model temel olarak yönlendirilmeyen bir kitle iletişimi içindir ancak esnektir. Ayrıca iletişim plancıların da «savunan» kanal rolü ile «iletişimci» kanal rolü arasında seçim yapmalıdır. Hangisi seçilirse seçilsin, profesyonel iletişim aracı eşik bekçilerinin gereksinimlerine duyarlı olmalıdır.
• Planlı iletişim ajansının kamu (B) ile iletişim kurmaktansa daha çok patronu (A)’yı memnun etmek üzere gönderi oluşturma eğiliminde olması da başka bir tehlikedir (Karamehmet grubu vs.)
• Özgün modelde ilişkiler sistemi kendi kendisini düzenleyeceği varsayılıri ancak tüm katılımcıların ortak yarar sağlaması ve çıkar dengesi mümkün değildir çoğunlukla.
• A ve C arasındaki siyasi ilişki yoğun olabilir ve benzeri C ile B arasında da oluşabilir.
• A’nın C üzerindeki gücü mevcuttur ve C neredeyse her zaman bir ölçüde işlevini sürdürebilmesi için gereken enformasyonu sağlayan ve onsuz çalışamayacağı A’ya bağımlıdır.
• Zayıf noktalardan bir diğeri de savunanların, iletişimcilerin ve izleyenlerin sürece aynı bakıştan bakmaları varsayımıdır. Uygulamada bu gruplar farklı amaçlara sahip olabilirler. Savunanlar iletişime gerçekte gereksinim duymadan veya istemeden mesaj yolluyor olabilirler. İletişimciler kendilerine özgü örgütsel amaçlar izleyebilir, izleyiciler ise iletişimcilerin karşılamak zorunda oldukları belirli bir «gereksinimleri» olmaksızın genelde kendilerine ne gösterilirse onu izliyor olabilirler.
• Model, özellikle siyasal konularda ve devletin çıkarları söz konusu olduğunda iletişimcinin toplumdan bağımsız olduğunu gereğinden fazla vurgular. Öğeler arasında devlet/ticari yapı, yayın kurumu ve kamu arasında farklı ilişki biçimleri olabilir.

YAKINLAŞMA MODELİ

Yakınlaşma modeli
• Uyum/uyumsuzluk modeli özellikle anlaşmazlık veya çatışmaya dayanan potansiyel değişim durumlarını analiz etmeye uygundur ancak çoğu iletişim potansiyel anlaşma veya ortak fikirde birleşme ve uyum koşulları altında gerçekleşir ve katılımcılar arasında ortak noktaların artması iletişimin bir tanımı olarak düşünülebilir. Bir seçim kampanyasının temsil ettiği çatışma veya propaganda durumu tipik bir örnek değildir. Çoğu kez, gönderen ve alıcıların mesajlara olan ilgileri birçok kamu enformasyonu veya harekete geçirme kampanyalarında olduğu gibi potansiyel olarak birbiriyle uyumludur.
• Rogers (1986): «İletişim, katılımcıların ortak bir anlaşmaya varmak üzere enformasyon
yaratıp birbirleriyle paylaştıkları bir süreçtir»
• Katılımcı A ile katılımcı B arasındaki ilişkiyi iletişimsel etkileşim biçiminde sunar. Enformasyon alma ve vermeye dayanan daha gelişmiş bir karşılıklı anlaşmaya yönelen dairesel bir süreç vardır.
• Karşılıklı anlaşmaya varılmadan önce, birkça enformasyon alışverişi döngüsü meydana gelir, bu döngünün tamamlanmış olması gerekmez. Döngü şu şekilde gelişir:
• A, B ile enformasyonu (I1) paylaşmak istemektedir. B algılar, yorumlar ve cevap verir (I2); bu evreler anlamanın daha fazla artmadığı ana kadar tekrarlanır. Varılan anlatma derecesi şekilde A ve B’nin örtüştüğü gölgeli alanla belirtilmiştir. Yakınlaşma daima iki veya daha fazla kişi arasındadır.
• Rogers, modelin «insan etkileşiminde zaman içinde oluşan farklılıkları, benzerlikleri ve değişimleri incelemeye teşvik ettiğini» belirtir.
• İletişimin bu modelinin, tek yönlü düz çizgisel modele göre bazı avantajları olduğu öne sürülür: Bu avantajlar modelin sürekli geribesleme sağlayan kalıplaşmış enformasyon bilgi akışlarıyla birbirine bağlanmış bireylerden oluşan bilgi ağları içindeki ilişkiler ile karşılıklı anlama ve ortak görüşe varma konuları üzerinde duruşundan kaynaklanır.
• Model gönderen ve alıcılar arasında kültür ve güç gediklerinin ancak güven ve karşılıklı anlayışın yavaş yavaş arttırılarak kapatılabileceğini özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki bir çok duruma uygulanabilir.

UYUM VE UYUMSUZLUK KURAMI

• Denge ve birlikte yönelim kuramının bir uzantısı iki zıt eğilimin sürekli yaşandığı, biri anlaşmaya doğru (çatışan bakış açılarının yakınlaşması), diğeri kutuplaşmaya doğru gelişen kamuoyu değişimi hakkındaki çalışmada bulunabilir.
• «Özümseme ve karşıtlık»
• Kitle iletişim araçları ve kamuoyu hakkında yapılan araştırmalar bir ya da diğer eğilimin oluşabileceği bazı koşulları bilmemizi mümkün kılar, özellikle insanların kendilerini kitle iletişim araçları kaynaklarından (daha çok uyumsuzluk) uzak tuttukları veya kitle iletişim kaynaklarının görüşlerini özümsedikleri zamanlarda (uyum) olduğu gibi.
• Bu süreç, farklı kitle iletişim araçlarının farklı parti ve adayları destekledikleri seçim kampanyalarında meydana gelebilir.
• Gelen gönderiler uyumsuzluk olasılığını azaltma (kabul edilemez gönderilerle karşı karşıya kalmayı engelleyerek) ve çevre ile uyumu sağlamak amacıyla alıcılar tarafından taranır ve ayıklanır. (Durum A)
• Bu sürecin yeterli olmayışı veya değişen koşullar nedeniyle, yeni ya da karşıt fikirlerin alındığı potansiyel uyumsuzluk durumları ortaya çıkar. (Durum B)
• Uyumsuzluk toplumsal ve psikolojik süreçleri harekete geçirir. Bu da dengenin geri kazanılması
için iki ana olasılığı biçimlendirir (Kaynak ve alıcı arasında normal veya rahat uyum durumu). Bu  olasılıklar kaynağın algılanmasını değiştirmek (örneğin daha az cazip ve geçerli bulmak) (Durum C) veya çıkmaza giren fikir veya tutumu değiştirmektir (Durum D)
• ÖRN: Seçim döneminde bir seçmenin bir parti liderini etkileyen skandal hakkında bir gazete makalesi okuması durumunda ortaya çıkacaktır. Bu, desteklenmeyen bir partiye ilişkin ise uyum sağlanır ve hiçbir etki olmaz (belki görüşlerin sağlamlaştırılması dışında)
• Gönderi, seçmenin kendi partisi ile ilgiliyse bağlılık zedelenir. Önceki uyumu geri kazanmak için seçenekler gazete kaynağı hakkında kuşku duymak (böylece kötü haberi etkisini nötralize etmek) veya partiyi daha az destekler olmak (düşünsel ve muhtemelen davranışçı bir etki).
• Bu durumla ilgili etmenler şunlardır:
• 1. Başlangıçta tarama işlevini sağlayan seçici algılama ve alımlama
• 2. Var olan fikri desteklemek ve keskinleştirmek üzere değinilen grup normları. Normlar ne kadar destekleyici olursa o kadar çok seçme, kaynak hakkındaki fikirleri gözden geçirme ve gönderiyi ihmal etme şansı vardır. Grup normlarından daha az güçlüyse alıcı bir o kadar izole olur, düşüncesinin veya davranışının etkilenme şansı artar.
• 3. Ego katılımı: Bir düşüncenin kişisel katılımı ya da kişiliğin bir parçasını temsil etme derecesi kişisel katılım arttıkça değişim şansı azalır, (C)kaynağın ve herhangi rahatsız edici bir gönderinin kabul edilmeme şansı artar.
• 4. Fikir farklılığı derecesi: Araştırmalara göre bu faktör ile potansiyel tepkiler arasında karmaşık bir ilişki vardır. Gönderi ile var olan durum arasındaki küçük farklılıklar genelde herhangi bir değişime (C veya D) yola açmaz; kitle iletişim aracı farklılıkları çoğu kez fikrin değiştirilmesi yönünde birtakım düzenlemeleri gerektirir, büyük farklılıklar çoğu kez grup normlarının ve ego katılımının harekete geçirilmesini içerir, gönder ve kaynağın reddedilmesine, fikre olan sadakatin tekrar kazanılmasına yol açar. Etkilemesi amaçlanan gönderinin ters etki yapması (aslında kaynak ile alıcı arasındaki tutumu gediğini arttırararak) «bumerang» etkisi olarak adlandırılır.
Uyum ve uyumsuzluk kuramı

BİRLİKTE YÖNELİMİN UÇURTMA MODELİ


Birlikte Yönelim Yaklaşımı: Anahtar özellikleri kişilerarası iletişim veya gruplar arası iletişim üzerinde odaklanma, yani iki yönlü ve etkileşimci olan iletişim üzerinde durma; herhangi bir çalışmada üç temel öğenin enformasyon kaynakları, iletişimciler ve alıcıların aynı anda yer almasına verilen önem, iletişim durumlarının dinamiğine duyulan ilgi.
• Gösterilen öğeler büyük oranda kendi kendilerini açıklamaktadırlar. «Seçkin» normalde tek taraflı siyasal ilgiyi ifade eder. Haklarında bazı enformasyon birimleri olan (bir dizi X olarak gösterilmişlerdir) «konular» güncel kamu tartışmasının herhangi bir yönüdür. «Kamu», etkilenen söz konusu topluluk ve aynı zamanda kitle iletişiminin izleyicileridir. Uygulamada «kitle iletişim araçları» güncel olaylarla uğraşan yazıişleri müdürleri, muhabirler, gazeteciler vs.’dir.
• Öğeleri birleştiren çizgiler farklı şeylerin yerine geçer: İlişkiler, tutumlar ve algılamalar; tek veya iki yönlü iletişim kanalları.
• Newcomb modeli ile benzerlik vardır, örneğin seçkinler A, Kamu B, konular X olarak nitelendirilebilir. Ancak temel farklılık A ve B’nin uçurtma modelinde farklı motive edilen rol sistemleri olması ve «kitle iletişim» araçları öğesinin ilişkiye az çok bağımsız bir diğer parti olarak eklenmiş olmasıdır.
• Model kamuoyu ve iletişim üzerine yapılan araştırmaların bildik bulgusunu açıklar: Bir olay veya konu hakkında enformasyon (kişisel deneyim veya seçkin kaynaklar veya kitle iletişim araçları ya da çoğu kez hepinin birleşimine dayanarak) kamuyu meydana getiren kişilerden aranır veya onlar tarafından sağlanır.
• Konunun algılanmasında seçkinler ve kamu arasındaki farklılıklar, kitle iletişim araçlarından ve diğer
kaynaklardan enformasyon bulma çabalarına yol açan bir zorlama nedeni olabilir. Aynı zamanda bu gibi farklılıklar seçikinlerin olaylara doğrudan müdahalesi veya kitle iletişim araçları kanallarını denetim altına almaya çalışarak algıyı yönlendirme çabalarına da yol açabilir.
• Tichenor’un çalışmaları (1973), bir konunun tartışma yaratacak biçimde tanımlandığında bu konu hakkında kitle iletişim araçlarından daha çok bilgi edinildiği yönündeki inancı onaylar.
• Bu çalışma bilgi gediklerinin (knowledge gaps) var olması ve gelişmesi ile ilgili olarak yürütülmüştür. Bu yaklaşım özellikle belirli toplumsal gruplar veya kategoriler arasındaki fikir ve enformasyon düzeylerindeki yakınlaşma ve uzaklaşma araştırmalarına uygundur.
• Birlikte yönelim yaklaşımı halkla ilişkiler çalışmalarına da uygulanabilir. Bu durumda kamuoyu kavramlarından halkla ilişkiler ajansı şekildeki kitle iletişiminin yerini, müşteri ise seçkin’in yerini alır. PR ajansı kamu ile müşteriyi, örneğin bir endüstriyel yatırımın yerleşim yeri gibi tartışmalı bir konuda
birbirine yaklaştırmayı amaçlar. Ajansın amacı, müşterinin konu hakkında görüşünün sunulmasında duyarlıığı arttırmak, olası bir anlaşmayı sağlamak üzere anlayışı geliştirmektir.

NEWCOMB’UN ABX MODELİ

• Newcomb modeli (1953), psikolog Heider’ın (1946) önceki çalışmalarının uzantısıdır.
• Heider iki kişi arasında üçüncü bir kişi veya objeye karşı var olabilecek tutarlılık veya tutarsızlık derecesi ile ilgilenmiştir.
• Kurama göre iki kişinin birbirlerine veya dış bir objeye karşı beğenme veya beğenmeme tutumu durumunda bazı ilişki kalıpları dengelenecek (iki kişinin birbirlerini beğenmesi ve ayrıca her ikisinin de objeyi beğenmesi durumunda olduğu gibi) bazıları ise dengelenmeyecektir (iki kişinin birbirlerini beğenmesi, ancak biri objeyi beğenirken diğerinin beğenmemesi, vs).
• Bunun da ötesinde, dengedurumunda her bir katılımcı değişime karşı koyacak, dengesizlik durumunda ise «bilişsel» dengeyi tekrardan kazanmak için girişimlerde bulunacaktır.
- «Simetriye zorlama»
- «İletişim iki veya daha fazla bireyin birbirlerine ve dış çevredeki objelere karşı eşanlı yönelimler
oluşturması gibi temel bir işlevi yerine getirir»
- İletişim---Zorlamaya karşı öğrenilmiş bir cevap haline gelmektedir.
- Dengesizlik ve belirsizlik durumlarında isnsanlar daha çok iletişim faaliyeti (enformasyon verme,
arama ve değişimi) bulur.
• A ve B’nin, X’e karşı yönelimindeki farklılıklar iletişimi teşvik eder. Bu iletişim sonuçta ilişkiler sisteminin «normal durumu» olduğu varsayılan dengeyi kazanma eğilimini
gösterir.
• İletişim hangi koşullarda harekete geçer?
• a) Kişiler arasında kuvvetli bir çekicilik olduğunda
• b) Objenin katılımcılardan en az biri için önemli olduğu durumlarda
• c) Obje X’in her iki taraf için ortak bir uygunluğunun olduğu durumlarda
• Newcomb bu kuramı birer yabancı olarak başlayıp aynı öğrenci birimlerinde birlikte zaman geçiren öğrenciler arasındaki anlaşmanın gelişme göstermesis üzerine yaptığı araştırma ile sınadı ve değerlendirdi.
• Bilişsel Uyumsuzluk: Kararların, seçeneklerin ve yeni enformasyonun birey için tutarsızlık
duygusu yaratma potansiyeli mevcuttur. Böyle bir uyumsuzluk psikolojik olarak bireye
rahatsızlık verir ve söz konusu bireyi yaptığı seçimi destekleyecek enformasyonu aramak
üzere harekete geçireceğini öne sürer. Uygulamada kurama bir örnek, yeni araba
sahiplerinin diğer araba reklamlarını okumak yerine kısa bir süre önce aldıkları arabanın
reklamlarını okuduklarını gösteren kanıtla sağlanabilir.
• İnsanlar var olan durumlarıyla uygunluk gösteren enformasyon kaynaklarına açıktırlar. Kendi
davranışlarını destekleyen ve onaylayan enformasyon ararlar.
• Seçici algılama kuramlarına ve kitle iletişimi dahil iletişimin olası sonuçlarının var olan düşünce,
tutum ve davranış eğilimlerinin kuvvetlendireceği düşüncesine ağırlık kazandırır.
• Yine de anlaşmaya varma eğiliminin iletişim tek nedeni ve sonucu olduğunu kabul etme
konusunda dikkatli olunmalıdır. Bilişsel farklılıklarda yer alan «belirsizlik» ve «uyumsuzluğu»
çözmede birden çok yol vardır. Yeni ilişkiler kurmak veya görüş farklılığına daha fazla onay
vermek buna bir örnek teşkil edebilir.
• Bireylere veya küçük gruplara ait iç süreçlere ilişkin genellemeleri doğrudan büyük ölçekli
durumlara, özellikle toplum düzeyinde olanlara uygulayamayacağımızı hatırlatma önemlidir.
Toplumların tek bir kişilik veya küçük gruplarda olduğu gibi aynı anlaşmaya ulaşmaya
gereksinimi yoktur; toplumların kalkınma amacıyla çatışma ve çeşitliliğe «gereksinimleri»
olduğu söylenebilir.
Newcomb modeli

GERBNER’İN GENEL İLETİŞİM MODELİ

• Amaç geniş bir uygulama alanı olan model çizmek
• Modelin en önemli özelliği, farklı nitelikleri olan iletişim durumlarında, farklı biçimlere sokulabilmesidir.
• Bölümler yapı blokları gibi kullanılabilir. Böylelikle basit iletişim süreçlerinin yanı sıra gönderilerin üretimi ve iletilen gönderi ve olayların algılanması gibi karmaşık iletişim süreçlerini açıklamak da mümkün olur. Model, algılama ile üretimin doğası hakkında sorular sormamızı sağlar.
• 1.bir kişi
• 2.bir olayı algılayıp
• 3.tepkide bulunduğunda
• 4.belli bir ortamda
• 5.bazı araçlar kanalıyla
• 6.kullanılabilir malzeme hazırlar
• 7.bunun bir biçimi
• 8.ve bağlamı vardır
• 9.içeriği aktararak içerik iletilir
• 10.ve bazı sonuçlara yol açar.
Gerbner'in genel iletişim modeli

Şeki! 2.3.2 Örneklendirilmiş olarak Gerbner'in modeli: M, M^e havaya ilişkin algılamasını iletir (Gerbner, 1956).

Algılanan E (Olay), Algılayan M tarafından E1 şeklinde algılanır.
- M insan iletişimi ele alınıyorsa bir insan, insan olmayan bir konuda ise makinedir (Örn: Isı sisteminin
termostatı)
- E, M ve E1 arasındaki ilişki algılamaya dayanır.
- E1, M’nin «varsayımlar, bakış açısı, deneyim geçmişinin ve diğer ilgili faktörleri» fonksiyonu olarak görülür.
- M’nin neyi algıladığı onun seçim biçimine, söz konusu E’nin içinde bulunduğu bağlama, E’nin ve diğer E’lerin mevcudiyet derecelerine göre belirlenir.
• Modelin ikinci aşamasında M’nin E1 hakkındaki başkası ile iletişimde bulunmak istediği varsayılır. M, gönderi SE’yi (Olay hakkında bir öneri) üretir.
• S «biçim, form», E ise «içerik»tir.
• S, gürültüyü simgelemediği sürece asla kendi başına değildir, her zaman sinyalin temsili, içerik nitelikleri olan E ile birlikte var olur»
• SE’yi göndermek için M kanallara bağımlıdır.
• Gönderi, bir diğer iletişim ajanı olan M2 tarafından algılanabilir. E’nin M tarafından E1 olarak algılanması gibi, SE, M2 tarafından SE1 olarak algılanacaktır.
• Örn: Nem, Yağmur, Yağmur Yağıyor
• Model, insanlararası iletişim sürecinin subjektif, seçici, değişken, tahmin edilemez olduğunu insanlararası iletişim sistemlerinin açık sistemler olduğunu ileri sürer.
• Model farklı amaçlar için kullanılmaya uygundur. Uyumlu bir karakteri modeli farklı düzeylerde kullanışlı kılar.
• Örn: Bireylerarası düzeyde iletişime ve algılamaya yönelik sorunları mahkeme önünde tanık psikolojisi ile göstermek kullanışlı olabilir:
• Tanık M’nin olay E hakkındaki algılaması ne kadar uygundur? E1, SE’de ne kadar iyi ifade edilebilmiştir? SE1’in hakim M2 hakkıdaki algılaması SE ile ne derece uygunluk göstermektedir?
• Örn: Toplumsal düzeyde, E potansiyel haberler veya sadece gerçeklik olsun, M kitle iletişim araçlarını, SE kitle iletişim araçlarının içeriğini, M2 de kitle iletişim araçları izleyicilerini temsil etsin. Böyle olduğunda model bizlere şu gibi soruları sorma olanağını verir:
• Gerçeklik ilet kitle iletişim araçlarının (M) gerçeklik hakkındaki hikayeleri arasında (E ile SE arasında) ne derece benzerlik vardır? Kitle iletişim araçları izleyicileri (M2) tarafından ne kadar iyi anlaşılmıştır?

DANCE’İN SARMAL MODELİ

• Daha güncel bir modeldir önceki modellere göre.
• Düz çizgisel-dairesel iletişim modellerine ilişkin bir tartışmada Dance, çoğu kişinin günümüzde iletişim sürecini tanımlamada dairesel yaklaşımı daha uygun gördüğünü söyler. Fakat dairesel yaklaşımın da çıkmazları vardır.
• «Dairesel yaklaşım, iletişimin başladığı noktaya tam bir daire oluşturarark geri döneceğini ileri sürer. Dairesel benzerliğin bu kısmı son derece yanlıştır.»
• Sarmal, dairenin yetersiz kaldığı bazı durumları açıklamayı sağlar. İletişim sürecinin ileriye yönelik hareket ettiğini, o anda iletilenin daha sonraki iletişimin yapısını, içeriğini etkileyeceğine dikkat çeker.
• Önceki modellerin çoğu «dondurulmuş» bir görüntüdedir. Ancak Dance, iletişimin dinamik 
doğasının altını çizer.
• İletişim süreci, tüm toplumsal süreçler gibi devamlı değişime uğrayan öğeler, ilişkiler ve çevreleri içerir. Sarmal, sürecin farklı yönlerinin nasıl zaman içinde değiştiğini açıklar.
• Örneğin bir konuşmada söz konusu aktör ya da taraflar için bilişsel alan sürekli genişler. Aktörler 
tartışılan konu hakkında diğer tarafın bakış açısı, bilgisi vs. hakkında devamlı daha çok enformasyon 
edinirler.
• Sarmal farklı bireyler için farklı durumlarda farklı biçimlere girer. Kimileri için sarmal çok fazla açılır; çünkü konu hakkında daha önceden edinilmiş bilgiye sahiptirler, oysaki temel bilgisi az olanlar için sarmal daha az genişler. Model, enformasyon gediklerini ve bilginin daha çok bilgi yaratacağı tezini göstermek üzere kullanılabilir. Ayrıca model, aynı konuda bir dizi konferans veren bir konuşmacının her konferans sonrasında izleyicisinin daha iyi enforme edildiğini farz edip konuşmasını daha önceki 
bilgiyi varsayarak ayarlaması gibi bir iletişim durumunu da açıklayabilir.
• Dance’in modeli doğaldır ki ayrıntılı analiz için uygun bir araç değildir. Modelin önemi iletişimin (aksi takdirde kolayca unutulabilen) dinamik doğasını bize hatırlatmasında yatar.
• Modeldeki «iletişimde bulunulan kişi» kavramının diğer birçok modele göre daha olumlu olduğu söylenebilir. Bu modelden edinilen izlenim, insanın iletişimde bulunurken faal, yaratıcı, enformasyon depo edebilir olmasıdır. Oysaki diğer birçok model bireyi pasif bir varlık olarak gösterir.

OSGOOD VE SCHRAMM’IN DAİRESEL MODELİ


• İlk dairesel modeldir.
• Shannon modelinde ilgi birinci olarak alıcılar ve vericiler arasında aracı işlevi gören kanallara
yönelirken, Schram ve Osgood modelindeki tartışmalar başlıcac «aktörlerin» davranışları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Osgood ve Schramm Modelinin Avantajları
• Dinamiktir – Belirli bir durumun nasıl değiştiğini gösterir
• Gereksiz tekrarın (gürültü nedeniyle) neden önemli olduğunu gösterir. Gürültü arttıkça tekrar gereksinimi artar, zaman kısıtlanır ve verilen bilgi azalır.
• Ayrı bir alıcı ve verici yoktur. Alıcı ile verici aynı kişidir.
• İletişimin doğası itibariyle döngüsel olduğunu belirtir.
• Geleneksel düz çizgisel iletişim modeli gönderen ile alanın rollerini sabitleştirir ve
birbirinden ayırır, bunu yaptığı için de zaman zaman eleştirilmiştir Shannon Weaver modeli.
• Schramm: «Aslında iletişim sürecini bir yerde başlayıp bir yerde biten bir süreç olarak
düşünmek yanıltıcı olur. Gerçekte süreç sonsuzdur. Bizler küçük kumanda merkezleri gibi
sonsuz sayıda enformasyon akımını ele alıp tekrar göndermekteyiz…»
• Bu yaklaşımın ortaya çıkışı iletişimin geleneksel düz çizgisel/tek yönlü tanımından bir kopuş
yaratmıştır. Model, özellikle kişileraraı iletişimi açıklamada kullanışlı, fakat geribesleme
tepkilerinin olmadığı veya çok az olduğu durumları açıklamya daha az uygundur.
• Osgood ve Schramm modelinin eleştirilecek noktası, modelin iletişimde eşitlik olduğu
düşüncesini vermesidir. Özellikle iletişime ayrılan zaman ve güç, iletişim kaynakları söz
konusu olduğunda iletişim, aksine oldukça dengesizdir.

 Osgood ve Schramm'ın modelinde her iki taraf, örneğin bir konuşma anında aynı işlevleri yerine getirir.
(Schramm 1954)

DEFLEUR MODELİ

• DeFleur modelindeki en önemli fark iletişimin çift taraflı olması, gürültünün herhangi bir
anda iletiyi etkileyebileceği, dönüt ve kitle iletişim aracının eklenmesidir.


Defleur model
Defleur Modeli
DeFleur’un iletişim modeli aslında Shanon ve Weaver’in Matematiksel İletişim Modeli’nin geliştirilmiş hâdir.  DeFleur, Matematiksel İletişim Modeli’ndeki gürültü faktörünün yanında, sürece geri bildirimi de ekleyerek süreci çizgisel modelden döngüsel modele dönüştürmüştür. Burada önemli olan gönderici ve alıcının gönderilen mesajın anlamı üzerinde uzlaşmalarıdır.

LASSWELL FORMÜLÜ


LASSWELL FORMÜLÜ (1948)
• Kim (İletici)
• Ne söyler (Gönderi)
• Hangi kanal ile (Araç)
• Kime (Alıcı)
• Ne gibi bir etki ile (Etki)
LASSWELL FORMÜLÜ (1959)
•Kim?
• Ne söyler?
• Hangi kanal ile?
• Kime?
• Ne gibi bir etkiyle?
• - Farklı türde iletişim araştırmalarını göstermek üzere kullanılmıştır.
LASSWELL FORMÜLÜ (1958)
• Kim-Ne Söyler-Hangi Kanal İle-Kime?
• +Hangi koşullar altında+Hangi amaç ile+Hangi etki ile
LASSWELL FORMÜLÜ
• İlk dönem iletişim modellerinin tipik özelliklerini göstermektedir
• İleticinin alıcıyı etkilemek amacında olduğu daha baştan kabul edilir ve buradan iletişimin iknaya yönelik bir süreç olduğu sonucuna varılır.
• Bu gibi modeller etkiyi, özellikle kitle iletişiminin yarattığı sonuçları abartma eğilimine katkıda bulunmuştur.
• Teorinin formüle edildiği dönemde bu son derece normaldir, nitekim siyasal iletişim ve propagandanın yoğun olduğu bir dönemde bu formül, temel olarak siyasal propaganda analizine son derece uygundur.
• 1958’deki ekler, formülün yanıltıcı olabileceğine ve farklı koşul ve amaçlar altında her şeyin farklılaşacağını varsayar.
• Geribesleme öğesinin olmaması ciddi bir eleştiri konusudur.
Kaynak:Dünya Hocanın ders notları
Kitle İletişim Modelleri, başta kitle iletişimi olmak üzere; iletişimin bilimsel olarak çözümlenmesini amaçlayan sistematik kavramlardır. Aslında Aristo’dan beri incelenen davranış ve insan iletişimi, kitle iletişimin ortaya çıkmasıyla hız kazanmıştır. Radyo Çağı ile başlayan bu araştırmalar, TV ile kuramsallaşmaya da başlamıştır. Günümüzde ise İnternet teknolojisinin gelişimiyle, eski kuramlar bazen yanlışlanmış, bazen de yenilenmiştir. Ancak temelde yeni kuramların çoğu eski araştırmalara dayanır.
Kitle İletişim Kuramlarının en önemlilerinden biri (ve belki de en ünlülerinden olan) Lasswell Modelidir. Aslen bir siyaset bilimci olan Harold Dwight Lasswell, ortaya attığı bu çizgisel iletişim anlayışıyla, iletişim biliminde öncü konumuna yükselmiştir
Harold Dwight Lasswell, 13.02.1902 ABD doğumludur. Davranışçılık akımının öncüsü olarak bilinen Lasswell; Chicago Üniversitesinde eğitim aldıktan sonra, Londra, Paris, Cenevre, Berlin Üniversitelerine devam etti. Chicago, New York Kent, Temple ve Yale gibi saygın üniversitelerde dersler verdi. Ayrıca 2. Dünya Savaşında da Kongre Kitaplığında resmi görevde bulundu. Bu saygın konumu ve yazdığı kitaplarla önce siyaset biliminde, sonra da iletişim biliminde tanınması gerçekleşti. 18.12.1978’de hayatını kaybetti.
 Laswell Modeli için, öncelikle Laswell’in siyaset bilimi hakkında görüşlerine bakmak gerekir. Zira bu görüşler, iletişim modelinin temelini oluşturur. Lasswell’e göre siyasette en önemli kavram “iktidar”dır. Kontrol etme gücüne kavuşan kişi veya kurumlar, topluma “etki” verir. Yani onların ne düşüneceklerini ne söyleyeceklerini aşılayabilir. Politics: Who Gets What, When, How (Siyaset, Kim, Neyi, Ne Zaman, Nasıl Elde eder?-1936) adlı kitabı Lasswell’in temel görüşlerinin kaynağı olmuştur.
Lasswell Modelinin ortaya çıkış tarihi, 1948 olarak gösterilir. Ancak yukarıda bahsettiğimiz gibi bu modelin kökleri 1936’ya dayanır. Bu açıdan bakıldığında birbiriyle benzerlikler gösteren ünlü Shannon-Weaver kuramlarının hangisinin önce modellenmiş olduğu tartışılabilir. Lasswell Modeli gibi, Shannon-Weaver modeli de “Ana Akım” iletişim modellerinin öncüsü sayılır. Her iki kuramda çizgisel bir anlayışla hazırlanmıştır.
Lasswell Modelinin temel soruları şunlardır: Kim, Neyi, Hangi Kanaldan, Kime, Hangi Etkiyle… Görüldüğü gibi bu kavramların bazılarını daha önce siyaset bilimi için kullanmıştır. Bu modele göre iletişim doğrusal bir çizgidedir. Bu çizgiye göre bir kişi veya kurum, bir mesajı bir iletişim aracı vasıtasıyla izleyici/dinleyiciye iletir.Bu ileti gerçekleşince izleyici/dinleyici belli bir yönde etkilenir. Örnek vermek gerekirse, Bir Devlet Kurumu, ekonominin çok iyi gittiğini, kitle iletişim araçlarından (örneğin TV) topluma duyurmaktadır. Bunu yaparken insanlara “iyimser bir ekonomik durum” aşılamaya başlamıştır. Çoğu kişi bu modelin “sıradan” olduğunu düşünebilir. Ancak bu modelin öncü bir model olduğu ve 1930-1950 gibi çok erken bir tarihte şekillendiğini unutmadan devam edelim.


Kim, sorusu mesajın kaynağını temsil eder. Burada önemli olan bu “kimin”, inanılır olup olmadığı gibi, karakteristik özellikleridir. 20. yüzyılın başında, devlet başkanları, sözüne inanılır liderlere güzel bir örnektir. Kitleler bu “kimi” tanıyacaktır. Günümüze uyarlarsak popüler isimleri “kim” olarak güvenilir gördüğümüzü söyleyebiliriz. Örneğin, toplumlar, bir devlet başkanından çok, ünlü bir film yıldızının çevre konusunda duyarlılığına daha çok ilgi gösterebilirler. Görüldüğü gibi algılar değişse de temel kavramlar sabit kalmaktadır.
Neyi, kavramı iletilen mesajın ne olduğunu ortaya koyar. Burada mesaj daha sonra açıklayacağımız “etkinin” somut halidir. Kitlelere ulaştırılmak istenilen etkinin ön planda olan duruşu olan “neyi” kavramının bunu başarıp başarmaması burada önemlidir. Örneğin, “savaş kötüdür” mesajını iletirken, savaşın yarattığı insan katliamlarını mı gösteriyoruz yoksa savaşın yarattığı ekonomik zararı mı? İnsanlarda sonuçta “savaş kötüdür” düşüncesi yaratsa da, bunu hangi örnekle yaptığımız, alt metin olarak çok önemlidir.
Hangi Kanaldan, iletinin gönderilme yolunu sembolize eder. Kişisel iletişimde sözlü veya yazılı iletişim bu kanalı karşılayabilir. Ancak burada bahsedilen kitle iletişim araçlarıdır. Modelin ortaya çıktığı yıllar göz önünde bulundurulduğunda Lasswell’in radyodan ve bir ölçüde TV’den bahsettiğini düşünebiliriz. Temelde kitle iletişim araçlarıonurcoban bu kuramda “teknik” olarak görülmektedir. Radyo veya TV’nin iletişimin doğru işlemsindeki avantajları ve dezavantajları modelin konusudur. Günümüzde internetin hatta sosyal medyanın mesajı iletirken kullandığı yöntem ile klasik Radyo-TV yöntemi birbirinden farklıdır. Model bu konudan yüzeysel kalsa da, ileride “teknolojik yaklaşımlar” kuramları için bir öncüdür.
Kime ile kast edilen alıcıdır. Bu modelde alıcı, toplum yani kitlelerdir. Alıcı, bu modelin ana hatlarından biri olduğu kadar bir o kadarda “pasiftir”. Alıcı olmadan sağlıklı bir iletişim olmaz. Tüm iletişim modeli, mesajın “Kime” iletilmesi üzerine kuruludur. Ancak bu noktada önemli olan alıcının bu modelde mesajı almak dışında bir fonksiyonunun olmamasıdır. Alıcı verilmek istenilen mesajı sorgusuz kabul eder. Onun doğru olup olmadığını sorgulamaz. Geri bildirim kavramı –daha sonra ortaya çıkan modellerin aksine- bu kuramda yer almaz. Toplum sadece etki altında bulunulan bir “alıcıdır”. Bu modelin en zayıf yönü olarak gözükse de henüz kuramsal araştırmaların olmadığı bir çağda “öncü” model olduğu gerçeğini değiştirmez. Günümüzde bile çoğu model bu yaklaşımı temel alır. Ancak onu “geri bildirim” gibi kavramlarla süsleyerek… Alıcının “düşünmeyen” bir “kime” olması günümüzde pek kabul edilmez. Ancak reklamcılık ve medya sektörü bu şekilde yürümeye de devam edebilir. TV kanalları “halk bunu istiyor” argümanıyla en bayat dizileri ve programları yayınlayabilir. Oysa bu soru “halka” sorulmamıştır. İronik bir biçimde bu programlar izlenir. Lasswell’in modeli bu noktada geri bildirimsiz olsa da, gayet çalışır.
Hangi etkiyle, modelin temel noktasıdır. Siyaset biliminden yola çıkan model “etki” kavramını ve propaganda anlayışını sorgular. Modele göre, “kim” gönderdiği bir mesajla “alıcıları” yönlendirebilir. Onların isteklere yön verir. Alıcılar pasiftir. Bu özellikle 1930-1940lı yılların Nazi Almanya’sı ve Faşist İtalya’sı gibi örneklerde kendine yer bulur. Propaganda amaçlı hazırlanan yayınlar o çağda kitlelere yön vermeyi başarmıştır. Otoriter iletici, toplumun nasıl düşüneceğine karar vermektedir. Demokrasi kültürü olan ABD gibi ülkeler de savaş yıllarında bu taktiği kullanmışlardır. Karşı propaganda özellikle soğuk savaş yıllarında etkili olmuştur. Ancak 1960’lardan itibaren kitlelerin bilinçlenmesi ve alternatif medyaların çoğalmasıyla bu etki zayıflamıştır.
Günümüzde hala kitle iletişiminin “etki” yarattığı bir gerçektir. Ancak artık tek bir “kim” yoktur. Bu yeni modellerin şekillenmesine neden olsa da Lasswell’in anlayışı hala geçerlidir. Ancak Lasswell, modelinde sosyal etkilere yer vermez. Onun anlayışına göre alıcılar homojen ve her şeyi kabul eden kitlelerdir. Bu yüzeysel bakış günümüz şartlarında yeterli değildir. Ayrıca daha sonra ortaya konan “gürültü” gibi kavramları içermez. Bu modele göre ileticiden çıkan mesaj kusursuz bir biçimde alıcıya ulaşır.
Tüm bu saydıklarımız Lasswell iletişim modelinin günümüz şartları için yetersiz kaldığını ancak iletişimin temellerini anlamamız için zorunlu olduğunu ortaya koyar. Modelin “basit” yapısı onu her tür medyaya uyarlamanın kolaylığını sağlar. Bu açıdan Lasswell Modeli, siyaset biliminde olduğu kadar iletişim bilimi içinde hala önemli bir noktadadır
Kaynak:www.onurcoban.com

İletişim Teorileri


• Bir model, herhangi bir yapı veya sürecin başlıca öğelerini ve bu öğeler arasındaki
ilişkileri göstermeyi amaçlar.
• Düzenleme İşlevi: Sistemleri birbiriyle ilişkilendirerek ve düzenleyerek ve belki de aksi
takdirde algılayamayacağımız bütünlerin imajını vermek.
• Açıklama: Karmaşık veya belirsiz olabilecek enformasyonu basitleştirilmiş şekliyle
vererek açıklamaya yardımcı olurlar.
• Öngörme: Çeşitli alternatif sonuçlar için olasılıkları göstermede, dolayısıyla
araştırmada hipotezler formüle etmede temel oluşturur.
• Bazı modeller yalnızca bir olgunun yapısını açıklamakla yetinirler. Bu tür bir model, bir
radyo alıcısının bileşkenlerinin çizimini «yapısal» olarak tanımlar. «İşlevsel» olarak
adlandırdığımız diğer modeller ise sistemleri enerji, güçler ve yönleri, parçalar
arasındaki ilişkiler ve bir parçanın diğerine etkisi olarak tanımlar.
• Modellerin kullanımına karşı geliştirilen düşünce, modellerin kendilerini yaratan ve
kullananları dar sınırlar içine zorladığı ve bu kişilerin daha sonra saldırı karşısında bu
sınırların ateşli savunucusu haline gelmesidir.
• Kavramak amacıyla dahi olsa modelleri kullanmanın bazı tehlikeleri mevcuttur. Modeller
kaçınılmaz olarak eksik, fazlasıyla basitleştirilmiştir ve bazı gizli önkabuller içerirler.
Analizlerin tüm amaç ve düzeyleri için uygun hiçbir model olamayacağı açıktır; ama burada
önemli olan zihnimizdeki amaç için doğru olan modeli seçmektir.
• Modelleri incelemekteki amaç, farklı modellerin uygun amaç ve düzeyleri hakkında kitle
iletişim araştırmalarında nasıl kullanıldıklarını göstererek bşrtakım ipuçları vermektedir.
• Modeller durum veya ortama göre sınanmalı, herhangi bir modelin seçilen uygulamaya
uygun bir şekilde adapte edilmesi olasılıklarının farkına varmalıdır. Sunulan modeller
kolaylıkla bir başka biçim verilemeyecek ve formüle edilemeyecek kadar kutsal değildir.
• Modeller temelde düşünceye katkıda bulunan ve iletişim çalışmalarına özellikle uygun düşen araçlar olarak görüyoruz. Neden bu kadar uygun olduklarını göstermek zordur, ancak bu iletişimin gözle görülmez oluşundan veya elle tutulur ve sabit biçimler almadan sosyal ilişkilerde bağlayıcı bir güç oluşundan kaynaklanıyor olabilir.
• İletişim eylemleri belirli ilişkiler çerçevesinde tahmin edilebilir veya tekrarlayan biçimlere dönüürler ve bu yapı için gözleme hemen açık olmayan sonuçlara yol açarlar.
• Sonuç olarak, var olduğunu bildiğimiz, ama göremediğimiz bağlantıların yerine geçen çizgileri çekebilmenin ve bu ilişkilerin yapı, topografi, güç ve yönünü gösterecek diğer araçları kullanmanın çekiciliği vardır.
Tanım ve Terimler
• Enformasyon: Düşünce, tutum veya duyguların bir kişiden veya gruptan ötekine (veya diğerlerine) özellikle semboller yoluyla iletilmesidir (Theodorson ve Theodorson)
• En genel anlamıyla; bir sistem, bir kaynak, bir ötekini hedefini, alternatif sembolleri ele alıp
bunları ikisini birleştiren kanaldan ileterek, manipüle ederek etkilediğinde iletişim meydana gelir (Osgood)
• İletişim: Gönderiler aracılığıyla kurulan sosyal etkileşim olarak tanımlanabilir (Gerbner)


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Hostgator Coupon Code